Yaşayan Türkçe

halk (I) (Arapça), halk (II) (Arapça)

halk

Arapça


  • isim Aynı ülkede yaşayan, aynı kültürü paylaşan insan topluluğu, folk. (I)

    • Ana muhalefet, kitlesel halk hareketinin sönümlenmemesi için yeni eylem planları kurguluyor.
    • Cuntacılar, halkın baş tacı ettiği ilerici gazetecileri türlü desiselerle ablukaya alma gayretindeydiler.
    • Bu cengâver kumandan, ömrünce azade bir halk yaratmak için mücadele vermişti.
    • İktidardaki oligarşik yapının halkı sindirmeye yönelik şeytanca hamleleri geri tepti.

  • isim Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu. (I)


  • isim Bir ülkenin coğrafi sınırları içinde yaşayan, farklı etnik topluluklardan her biri. (I)

    • Müteveffa hahambaşının, sinagogun halka tanıtılmasında oldukça emeği geçti.

  • isim Aynı yerde bulunan veya yaşayan insan topluluğu, ahali. (I)

    • Art arda oluşan depremler, halkın sokaklara dökülmesine neden oldu.
    • Mayından temizlenmemiş alanlar, yöre halkı açısından risk oluşturuyor.
    • İnfiale kapılan kasaba halkı, zanlıyı linç etmeye kalkıştı.
    • Zelzelenin peşi sıra yaşanan çığ neticesinde mezra halkı inkıraza uğradı.

  • isim Bir ülke halkının tamamı, kamu. (I)

    • Halka açık park ve bahçelerde, ağızlığı olmadan köpek gezdirmek yasaktır.
    • Ekonomik buhranda halk yoklukla mücadele ederken kral ve şürekâsı mebzuliyet içinde yüzüyordu.
    • Halka yutturulan hamasi siyasetin büyüttüğü gafillikten ibaretti göz göre göre gelen felaket.

  • isim eskimiş Yoktan var etme, yaratma. (II)


117