fiil Bir şeyi anlamış, öğrenmiş bulunmak.
- Söylediklerimin kulağınıza çılgınca geldiğini biliyorum.
- Aradığınız adresi çaycımız bilir, ona soruverin.
- Kavganın neden başladığını bilmiyorum, her şey bir anda oluverdi.
- Ölümlülüğünü bilerek yaşamını sürdürme güdüsü, insani paradoksların başını çekiyor.
fiil Bilim, sanat, edebiyat vb.nde yeterli olmak.
fiil Bir iş yapmaya alışmış olmak, elinden gelmek.
- Örgütlü bir topluluk, müşteriyi kale almayan markaları boykotla yola getirmeyi bilir.
- Bilirim diyemem ama az buçuk anlarım bu işlerden.
- Bu gibi karakteristik özellikleri muhtevi şahıslar, kendilerini nasıl satacaklarını iyi bilirler.
- Zevahir istikbale dair pek umut vermese de ufak tefek eğlencelerle kendimizi oyalamayı biliyorduk.
fiil Hatırlamak, tanımak.
- Seni mızıkçı bilirdim, adilane yarışarak beni mahcup ettin.
- Cümle âlem, ressam Cemil Bey'i içine kapanık ve utangaç birisi olarak bilir.
fiil Farz etmek, varsaymak.
fiil Mesuliyet yüklemek, sorumlu tutmak.
- Allah göstermesin, emanetin başına bir hâl gelirse benden bilirler!
fiil Doğru saymak, inanmak.
fiil Gayesine, çıkarına uygun bulmak, işine gelmek.
fiil Yeterlik anlamı katan birleşik fiiller oluşturmak.
fiil Addetmek, saymak.
fiil Karar vermek.
- Dağlar kadar iş yığıldı, hangi birinden başlasam, bilemiyorum.